29 Nisan 2012 Pazar

Son 1-2-3

Uzun zaman olmuş yazmayalı.
Bir sürü saçma sapan olay oldu, ben beklentilerimi sıfırladım hayattan vesaire.
Yazmak için o kadar çok neden vardı ki nedenler yazma isteğimi sıfırladı.

Ciddi dersler çıkardım hayattan bu süreçte.
1. İnsanlar bireysel nedenlerle sizin hayatınızın ağzına yüzüne sıçabilirler.
2. Kimse vazgeçilmez değildir (eş, dost, sevgili hatta akraba)
3. Hayatınıza müdahale etmelerine ne kadar çok izin verirseniz o kadar işi abartırlar.
4. İnsanların yargılarını, düşüncelerini değiştiremezsiniz. Öyle ki siz ne kadar iyi bir insan olursanız olun, kötü olduğunuzu düşünenler hep olacaktır. O yüzden, şöyle bir insan olayım diyerek yaşamaktan çok, mutlu olmak için yaşamak mantıklıdır.
5. Bazen hiç farketmediğiniz kadar sever sizi insanlar, farkettiğinizde şaşırırsınız.
6. Kelimelerle etiketlemek anlamsızdır kimi olayları. Kendinizi iyi hissediyorsanız yaşayın gitsin.
7. En yakınınız dahi olsa sizi zora sokuyorsa uzaklaşmak lazım bir süre. Belki düzelir, belki düzelmez durum. Ama cevaplayamayacağınız soruları dinlemekten kaçınmak lazım.

Bu liste uzayıp gidiyor aslında. Hayata dair pek çok çıkarım işte. Hepsi benim için aşırı önemli çıkarımlar oldu.
Yeni bir şeyler olup  değişime uğrayana kadar derslerim bunlar benim.

Evet itiraf ediyorum hala canım yazmak istemiyormuş bunu farkettim.
Gittim ben.

16 Nisan 2012 Pazartesi

yine mi

Ben kendi blogum olsam sinir olabilirdim.
Keyfim yerindeyken hiç yazasım gelmiyor. Zoraki yazıyorum mutlu yazıları.
Canım sıkkınken ve kimseye bir şey anlatmak istemiyorken ise hep buralarda buluyorum kendimi.
Dışarıdan yazdıklarıma baktığımda nasıl depresif buluyorum bilmezsiniz.
Ama yapacak bir şey yok galiba, ben mutsuzken yazan bir insanım.

Herşey üst üste geliyor ya da ben klasik bir insan olarak canım sıkılınca bunu söylüyorum bilmiyorum.

Canımı kümülatif olarak sıkan, kimselere anlatamadığım bir derdim zaten var. Yazınca ne kadar kolay oldu böyle. Sorun değilmiş gibi durdu. Oysa sürekli bir dikenli telle iç içe yaşamak gibi. Parçalıyor, iyileşmeye fırsat bulamadan tekrar parçalıyor.

Bugün bir de olmayan bir an, beni geçmişe sürükledi. Düşündüm, hatırladım, üzüldüm.
Hayır dedim teslim olmayacağım.
Ben duygusuz olmayı deniyordum da son zamanlarda. Hani hiçbir şey canını sıkmaz gibi duran insanlar var ya onlardan biri olmaya çabalıyordum.
Oysa dün çok üzülmüştüm, bugün çok üzüldüm.
Bir de üzerine yenmek için çok çabaladığım ve tam oldu sandığım bir his bir olayla geri geliverdi.
Bir şey hissetmedim gibi oldu ama farkettim ki sirenlerim çalıyor beynimde.
İçimde fırtına koptu kopacak...

Kendimi yine leş bir inanan modunda rakı içip dua ederken buldum.
Klasik müslümanlar kızacaktır, ateistler saçma bulacaktır. Neyse...

Öyle anlar var ki herşeyi söylemek istiyorsun, yanınızda biri olsun ve bugüne kadar anlatmadığınız, doğrusu anlatamadığınız herşeyi salya sümük ağlaya ağlaya ortaya bırakmak...
Konuşmak saatlerce, ne varsa dökmek ortaya.
Ya da tam tersine hiç bir şey anlatmamak, sadece susma öylece.
Sadece ağlamak...

Ya da kalkıp aniden çıkmak ve düşmek yollara. Nereye gittiğini bilmeden, telefonunu falan almadan, üzerindeki kot t-shirtle kıta değiştirmek, olduğun yere en uzak o noktaya gitmek... Tanımadığın insanlar günaydın ve iyi geceler demek. Unutmak herkesi, herşeyi...Geride bırakmak bugüne kadar tanıdığın herşeyi, tüm sıkıntılarının sebebi onlarmış ve sende aslında sorun yokmuşçasına.

Geçenlerde birilerinin twitterda yazdığı bir cümleyle dalga geçiyordum : " Rakı sana acı geliyorsa yeterince acın yoktur."

Şu an ulan acaba eleman haklı mıydı diye düşünürken içime nasıl bir arabesk kaçtığını düşünerek utanıyorum.
Zira içtiğim şey acılıktan çok uzak.

İşin içinde tuhaf bir yön var. Bugün üzüldüğüm 3 şeye de çözüm bulamam. Benim elimden gelen bir şey yok.
Çoktan benden çıkmış meseleler...
Biri taşımaktan yorulduğum bir olay ve onun etkilerinin bana sıçrayarak hayatımı çalkalaması...
Diğer tesadüfi bir olay ama işte bugüne rastladı.
Ve sonuncusu da geçmişten gelmiş.
Hani böyle anı kutuları vardır.
İçinde size kötü anları hatırlatan ama sevdiğiniz bir şeyler bulunur.
Ne atabilirsiniz ne de çıkarıp baş köşeye koymayı kaldırır yüreğiniz.
Öyle bir hikaye işte...

Kafamdan o kada rçok düşünce geçiyor ki şu anda.
Ulan sanki yeterince materyalist bakarak bile bulabileceğim sıkıntı yokmuş gibi, bir de işin ruhani sıkıntılarına takılayım.
Vazgeçtim daha fazla yazmayacağım şu an.

8 Nisan 2012 Pazar

Beynin kirlenmiş senin, onu bir yıka öyle gel.

Biraz düşündüm de...
Evet zaman zaman yapabiliyorum :)
Neyse, konuyu cıvıtmaya çok müsait bir psikolojim var şu an; malum hava açtı, çiçekler böcekler, kısa kollu gezilebilen bir hava vs...

Neyse, ne diyecektim ben.
Heh evet!
Bence baskılanan beyinler sapıtıyor arkadaş.
Ve istedikleri kadar eleştirsinler bizim nesli, bencil desinler bize, idealizm yoksunu bulsunlar, sorumsuz bulsunlar, saygısız falan filan...
Biz özgür olmak için çabalayan bir nesiliz. Ben onu söyleyeceğim.

Bir muhabbet esnasında iyice algıladım ki anlattıklarımız karşımızdakinin şekil süzgecinden geçip onun sahip olduğu kalıplardan biri olarak gidiyor beynine. Bunu anlatan bir sürü söz de söylenmiş zaten. İşte anlattığımız karşıdakinin algıladığı kadardır, yok efendim insan kendisi nasılsa karşıdakini de öyle zannedermiş gibi laflar.

Sonra geçmiş kuşaklara baktım.
Benim arkadaşlarımın cinsiyeti yoktur mesela. Hani böyle harbi arkadaşlarımı kadın- erkek ayrımı yapmadan severim. Onlar cinsiyetlerini yitirmişlerdir benim gözümde. Aynı yerde yıllarca yaşasak bokluk çıkmaz bence.
Geçmiş kuşak ise şöyle bakıyor: bir kadınla bir adam aynı yerdeyse kesin bir bok oluyordur.

Heheh, hayallerinizi, iğrenç beyninizi yanıltmak istemem ama olmuyor abilerim ablalarım öyle değil o işler.
Tam tersine emin olun, bir kadın ile adam arasında bir şey olacaksa evde 10-15 kişi de olsa onlar boş oda bulur. Ama sizin o bir bok var sandığınız durumlarda genelde o iki farklı cinsiyet, o kafalarına kazıdığınız cinsiyeti unutmuş, oturmuş, dertleşiyor, içiyor, oyun oynuyor, film izliyorlardır.

Ah pardon, hayal kırıklığına uğratmak istememiştim sizi ama yanılmış atalar, ateşle barut yan yana bal gibi de duruyor.
Vallahi var arkadaşım, bana bir şey hissetmeyen benim bir şey hissetmediğim, çok eğlenebildiğim, yanındayken huzur bulduğum karşı cins arkadaşlarım var.
Hadi gidin beyninizi bir suya tutun!