Asla

Hani "Ne kadar az yol almışım, ne kadar az! yolun başındaymışım meğer.." diyor ya Aksu. Hep algılardım, anlardım ve hüzünlenirdim bu cümlede. Şimdi daha da algılayıp anladım sanırım.

Hayat ne tuhaf bir deneyim. "Asla" dediğimiz ne varsa, uyumadan önce yemememiz gerekip, yediğimizde popomuza yapışan kaloriler gibi gelip yapışıyor üzerimize. Korkuyorum artık net konuşmaya, kesin çizgiler çekmeye.

Bundan yıllar önceydi. Yine bir ASLAmı hiçe sayıp bir yola çıkmıştım. Herkes de bana karşı çıkmıştı. Eh başına buyruk bir insanım ya, bir de çocuğuz ya. Kimseyi dinlemedim. Sonra çok üzüldüm, aylarca ağladığımı bilirim kendim edip kendim yaptıklarım yüzümden. Ortada ağlanacak bir şey olmasa da hüzünden nefes alamadığım zamanları hatırlarım. Sonrasında ne mi olmuştu? Yeni bir ASLA koymuştum ortaya.

ASLAlar ASLAları takip ettikçe, o ASLAlar bir bir yıkılmak zorunda kaldı. Sanki hayat ile meydan okuyorduk birbirimize bir yarış pistinde ve ben ne kadar usta bir şoför olursam olayım o hep biraz ileriden başlıyordu benden yolu ezbere bildiği için. Bense her dönüşü süpriz olan bir yolu ilk defa geçmenin keyfi dışında hep yenik kalıyordum. Ne zaman öne geçer gibi olsam, bir ASLA tokat gibi çarpıyordu yüzüme.

Ne zaman ki netliği yok oldu bir şeylerin ve kendi haline, akışına bıraktım hayatı, işte o zaman sanki daha bir dost oldu, sevecenleşti, öğretir gibiydi sanki kendi akışını. Bir rehber gibi anlattı bana öncesinde yarıştığımız pisti. Ve ben güvenmeyi öğrendim ona. Yavaşla dediğinde çektim ayağımı gazdan, ve hızlandım da benden hareket beklediğinde. Daha iyiyiz şimdi gül gibi geçinip gidiyoruz.

Lakin insanın içine işlemiş çizgiler vardır aşamayacağı. İşte bazen muzurluğu tutuyor ve alıp çarpıyor onlardan birini suratıma. Geriliyoruz. O eğleniyor benim karmaşamla çelişkilerimle, ben kızıyorum asla seçemeyeceğim seçenekleri sundu önüme diye. Derken soruyu değiştirip yeni cevaplarla devam ediyoruz. O da rahatlıyor ve tabii ben de.