Çok klişedir biliyorum. Ama yağmurlu havada İstanbul'a öyle yakışıyor ki bu cümle kullanmazsam kendimi eksik hissediyorum. Bu yazının bir başlığı olmayacak. Şu aralar hayatıma başlık atamıyorum. Öyle çok olay iç içe ki!...
Üzülüyor insan. Herşeye rağmen büyüyemediğini gördüğü zaman. Sonra tekrar üzülüyor büyüdüğünü anlayınca. Öyle çok karmaşık değil aslında. İyi olan, masum kalan ve bu yüzden kötü olaylarla karşılaşan tarafınıza bakıp büyümediğinizi görüyorsunuz. Sonra yaşanan çirkinliklere bakıyorsunuz. İnsanların durum kullanmalarına, yalanlara, size göre yanlış olan şeylere... Öeef be niye büyüdük ki diye hayıflanıyorsunuz o nokta da. İşte insan kendini hem büyümüş, hem de büyüyememiş hissediyor. Üstelik aynı anda.
Bazen çok üzüldüğümüzde hani sanki ilahi bir şeyler olur. Bir anda herşeyin ötesinde buluruz kendimizi. Düşünecek herşeyi düşünmüşüzdür ya da artık daha fazla düşünemeyecek, kafa yoramayacak kadar çok düşünmüşüzdür. Sonra böyle süzülürüz, herşeye bir perde gelir. Olayların dışına, en dışına çıkarız. Sanki hem yaşayıp hem de yukarılardan bir yerlerden kendimizi yaşarken izlemek gibi. Bu anlarda berraktır hayat. Herşey ortadadır.
Ve o cümle düşer dudaklarımızdan : Akışına bırakmak lazım!
Akıyor işte...Ne kadar uğraşsak da suyun yönü değişmez bazen aksine tek bir minik parçacığın tüm akışı etkileyebildiği zamanların.

Düşündüm de... Yaşadığım azıcık hayatta şunu farkettim: Sıcacık bir n'aaberin iyi geldiği kadar hiçbir şey iyi gelmemiş bize!