7 Kasım 2010 Pazar

Çocuğun gözünden hayat


Hatun kısmısının hormonları tavan yapar periodik olarak 28 günde bir. Birazcık da düzensiz desek o hormonlara, maksimum 1- 1,5 ayda bir çocuk sevgimiz uçuşa geçer bizim. Ha çocuk sevmeyenler de var tabii onları ayrı tutuyorum bu yazıdan.

Bu noktada önce biyolojiyi anlamak lazım. Birbirini kıskanıp, birlikte yaşadığın insan üreme dönemine girince bir hızlanıp, h.sktr benim neyim eksik, gencim normalim ulan diyerek ona adapte olup, aynı dönemi yakalayan bir yumurta sistemimiz var. Bilmeyenler için söylüyorum birlikte kalan insanların regl dönemleri birbirine yaklaşır. Hatta kızlar arası en klasik geyiklerdendir 'yine kıskandı senin vücut benim yumurtları' diye. Evet çirkin muhabbetler :))

İşin psikolojik boyutuna bakalım şimdi bir de. Neler yaşıyoruz yareeppiim şu biyolojimiz yüzünden. Evlenmem ben yea, yok abi manyak mıyım hangi devirdeyiz niye evlenicem diyen hatun kişimiz döneme adımını atar ve 'amaaann tanrım bebişeee gell, ayy bak bak şurdaki sarışın kız çocuuu ne tatlı diyymiğğğ' gibi sendromlarla ortaya çıkar. İşin özü budur, annelik hormonları tavan yapmış hanım kişimiz o an bebeği olsun ister. Böyle sevsin falan, kokusunu bile almayı başarıyor kimileri. Bebek kokusu hani böyle sütle ishal karışımı berbat birşey. Ama insanın niyeyse sevdiği koku. Bir eve adımınızı attığınızda yeni doğmuş bir bebek olduğunu algılamanıza neden olan koku.

Belki de bu evrimle ilgili bir şey. En derin içgüdümüzde doğaya gelip, birilerini hayata bırakıp göçüp gitme dürtümüz var belki de kimbilir. Asıl merak ettiğim erkek milletinin de var mı acaba böyle zaman zaman gelen 'baba olmalıyım olmm baba' hissiyatı. Yani yolda gördüğü çocuğu severken, çocuk ona tekme atıp kaçarken falan ben baba olsam nasıl güzel olur diye düşünüyorlar mı ki :)

Şimdi tüm bunları bırakıp bir de işin hayati ve edebi boyutuna bakalım. Ben severim azizim çocukları. Yani period olsun olmasın severim. Biz 8 kuzeniz ve 5i benden küçük. Hepsi aralıklı yaşlarla devam ediyorlar. Belki pek çok bebek gördük yaşamımızda, belki bir alışkanlık kimbilir. Ama onlarla takılmayı severim büyüdüklerinde. Bebeklerken uyutmayı, ne bileyim karnını doyurmayı hatta inanmayacaksınız ama altını temizlemeyi severim. Bir bebeğin kucağınızda uykuya dalması, uyurken gülümsemesi...İnanılmaz hislerdir bunlar. Peki neden sevilesi bu minik şeyler böyle? Çünkü bebek masumdur...Temizdir. Ama asla iyi değildir. O kadar dürüsttür ki iyi bile olamaz klasik toplumsal kalıplarda. Hayatta bir çocuktan daha acımasız kimse olamaz. Çocuk senin suratına bakar ve 'sen güzelsin, sen çirkinsin, pis kokuyor burası, Ayşe altına işedi!' gibi inanılmaz gerçek, ama bir o kadar da acımasız cümleler kurar.

Çocuk paylaşmayı genelde sonradan öğrenir. 'Bu benim' demek gibi çok insani bir yönü vardır çocuğun. Bu benim ve hayır sen ona sahip olmazsın. Bu kadar basit. Hangimiz bu kadar rahat 'hayır' diyebiliyoruz hayatta? Bunu öğrenmek kimilerimiz için yıllar almıyor mu? Hangimiz seni sevmiyorum, hayır gelmeni istemiyorum, bunu sana vermem gibi cümleleri bir çocuk kadar rahat söyleyebiliyoruz. Ve yine söyledik diyelim, toplumun bize yanıtı çocuğa olduğu gibi mi oluyor?


Çocuk özgürlüktür! Hepimiz kafamızda o minik şeylere bakıp özgürlüğü anımsıyor ve bu yüzden bu kadar çok seviyoruz çocukları. Ancak ardından o çocuk dediğimiz şeyin özgürlüğü kendi içinde barındırdığını ve hayatımıza girmesiyle bizi toplumda hapseden pek çok unsurdan biri olacağını farkediyor ve:
yok azizim hayat yeterince kötü, niye böyle bir dünyaya çocuk getireyim ki
tadında cümlelerimizi döküveriyoruz ortaya.

Kıssadan hisse: Çocuk candır, hayattır, mutluluktur...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu